Nazım PEKER - Eğitimci-Yazar YAZAR
Arap Bir Gazetecinin Sözleri:
Nazım PEKER - Eğitimci-Yazar
2026-04-02
Hep derim ya! Ben sosyal medyada çok dolaşırım; bulduğum
ilginç şeyleri de sizlerle paylaşırım. İşte bunlardan birisi, Arap gazetecinin
ibretlik ve düşünülesi sözleri:
"Siz Osmanlı’nın 400 yıl
bizi yönettiğini söylüyorsunuz, ama biz sizi çocuklarınıza verdiğiniz
isimlerden, cenazenizi nasıl defnedeceğinize, düğünlerinize ve selamlaşmanıza
kadar 1400 yıllık masallarımızla yönetiyoruz zaten." Tespiti üzerine
düşünce ve yorumum:
Haksız
mı sevgili okurlarım? Arap alfabesini kutsal alfabe, Arapçayı Allah kelamı,
sahabe isimlerini kutsal adlar, Arap milletini "kavmi necip"
görenler ülke nüfusunun yüzde kaçı acaba?
Günlük konuştuğun dilde:7 bine
yakın kelime Arapça, Arapça sözcük kullanmadan beş cümle kuramaz, Arapça isim
oranı: yüzde 60, Türkçe isim oranı yüzde 20 kadar.
Selam
verir Arapça, selam alır Arapça, ibadet eder Arapça, Tanrıya yakarır anlamını
bilmediği kelimelerle Arapça, orucunu açar hurmayla. Neden kayısı, armut ile
açmıyorsun desen, hurmanın kutsallığını anlatır.
Dileği
kabul olur, “inşallah”, beğenir, sevinir hafifçe tükürür “Maşallah”,
istemediği bir durum olursa “Maazallah” der ama, ne dediğini bilmeden.
Sanki Tanrı, senin ne dediğini bilmeyecek mi?
Tanrı
dersen kızar, Rab, Hüda, Allah dersen sevinir, nedenini bilmeden.
Çocuğunun
pipisini keser sünnet, tabağı sıyırır sünnet, sarık sarar sünnet, sakal bırakır
sünnet. Ölür mezar taşına “Hüvvelbaki” yazılır Arapça, sorsan biz
Araplaşmadık Müslüman olduk der “Fesüphanallah”
Müslüman
olmak; Araplaşmak mıdır?
Bana
kızan varsa, önce adına bir baksın lütfen!
Sevgili
okurlarım! Bir Türk’ü Arabistan’a götürseniz 20 yılda Araplaşır. Gel gör ki bir
Arap’ı Türkiye’ye getirin 300 yıl kalsa Türkleşmez, Türkü Araplaştırır.
Çünkü
Arap kültürünü din maskesiyle anlatır. Araplar, dünyanın en ırkçı uluslarıdır.
Araplarda
bilim yok, sanat yok, edebiyat yok, felsefe yok, üretim ve sanayi yok. Tarikat
ve cemaat yok ama onun yerine Şeyh çok, cami çok, imam çok.
Sanmayın
ki din var, o’da yok, iman yok. Çünkü vicdan ve merhamet yok. Öküzün öküzlüğü
doğallığındandır; beyin vardır ama zeka yoktur.
İnsanın ise, insanlığı her ne
kadar doğal yapısından geliyor ise de, beyni ve işleyen, işletilen bir zekaya
sahiptir. Fakat içi hurafelerle, doldurulduysa, ne anlatsanız boştur, kâr
etmez, karanlıktan aydınlığa çıkaramazsınız.
Büyük
Friedrich’i bilir misiniz? Aydınlanma Çağı'nın önde gelen hükümdarından biri.
(Esin kaynağı Voltaire.) Ne yapmıştı biliyor musunuz? Orduyu güçlendirdi,
Prusya’yı adil bir devlet yaptı, okul sayısını artırdı, aklı ve bilimi rehber
edindi.
Bizim
III. Mustafa’yı bilirsiniz, okumuşsunuzdur. Cahil bir adamdı. Ülkeyi
müneccimlere-kâhinlere danışarak yönetmeye çalıştı. Prusya girdiği bütün
savaşları kazanınca: “Herhalde onun müneccimleri, benimkinden daha iyi” diye
düşündü, Friedrich’ten üç müneccim rica etti. Kral müneccim yerine akıl
gönderdi. 1-Güçlü bir ordu, 2-Güçlü bir ekonomi ve dolu bir hazine,3- Tarih
okuyarak günü anlayıp, geleceği görmek ve yön vermek.
Bizimkisi
anlamadı Kralın, ne demek istediğini: içinden bizi kıskanıyor kefere bile demiş
olabilir.
O
sırada Fransa’nın İstanbul Büyükelçisi olan amcasını ziyarete gelen Baron de
Tott ile tanıştı. Baron subaydı. Barondan orduyu teftiş ederek bir rapor
vermesini rica etti. Baron inceledi: “ Silahlarınız çok eski, subaylarınız
bilgisiz, okula ihtiyacınız var” diyen raporu verdi.
Bizimkisi
yutar mı? “Kıskanıyorlar, medreselerimiz var, orada çok büyük alimlerimiz var;
istediğin sorabilirsin, istersen sınayalım “dedi
Sınama
günü geldi. Baron göklerden değil yerden bir soru sordu: “ Bir üçgenin iç
açıları toplamı kaç derecedir?”
Çıt
yok. Kimseden ses çıkmadı. Durumun kötülüğünü kavrayan medrese emini söze
girmek zorunda kaldı ve “ Üçgenine göre değişir Sultanım!”
diyebildi. Oysa bunu, Avrupa’daki ilkokul öğrencileri bile biliyordu. Bir
gecede cahil bırakıldık diye ortalarda fink atan Osmanlı Torunları, nasılsınız,
medreseniz bile cahildi cahil.
Ceşme
Deniz Savaşı çıktı. Cahil subayların komutasındaki Donanma’da bir gemi
dışında bütün gemiler Rus güçlerince yakıldı. Bir gemi kurtulmuştu, O da
Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın gemisiydi.
Bu
facia üzerine öncelikle deniz subaylarının yetiştirilmesi için: “Mühendishane-i
Bahri Hümayun” okulu açıldı 1773. Fakat iş işten çoktan geçmişti çünkü
bilime ve akla önem veren uluslar, çoktan modern silahlarla donatmışlardı
ordularını.
Günümüzde
Prusya Kralı’nın, üç müneccimle bahsettiği olgu, ne yazık ki yok. Hâlâ depremin
bizim sınavımız olduğunu, kadınların açık giyindiklerinden olduğunu, kader
olduğunu anlatan yöneticiler, din adamları ve inanan bir toplumla yaşıyoruz.
Muhalefetin
iddialarına göre eğitim: tarikat ve cemaatlere teslim edildiyse, nasıl
çağdaş olacağız? Kabar’dan petrol, Karadeniz’den doğal gaz çıkartıp, onların
geliriyle emekliyi ihya edeceğiz sözüne inanan bir toplum: “Bizim Garibanlar”
olarak kasabın vitrinine bakarak, ET-Süt Kurumu’nun önünde ucuz kıyma
kuyruklarında beklemeye devam edecek.
Önce
Türk olun. Önce İnsan olun. Önce düşünen ve akıl eden olun. Önce kendinizin
patron olduğuna inanın.
Gerisi
kendiliğinden gelir.
Esen kalınız.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP