Şükrü Portakal YAZAR
BATIYOR MUYUZ, YOKSA BATIŞI MI ERTELİYORUZ?
Şükrü Portakal
2026-07-10
Borçla
büyüyen Ekonomi, ilk fırtınada batar. Üreten Ekonomi ise fırtınaya yön verir.
Borçla
ayakta duran bir ekonomi ne kadar yaşayabilir?
Sevgili Dostlar bu ara ekonomi ile
kafalarınızı şişirdiğimin farkındayım. Lakin ne yapalım
Susalım mı?
Dilsiz şeytan mı olalım?
Yalan söyleyenlerin yalanlarına
övgüler mi düzelim?
Bildiklerimizi paylaşmayalım mı?
Biz biliriz ki; bir bilgi
paylaşılmıyor ise İnsana yüktür. Hem Türk Ahlakı hem de İslam öğretisi
açısından.
Bir gemi düşünün... Alt güvertesine
su alıyor. Kaptan ise güverteyi boyuyor. Yolculara da dönüp şöyle diyor: "Merak etmeyin, gemimiz hiç olmadığı
kadar güzel görünüyor."
Bugün Türkiye ekonomisinin hâli tam
da buna benziyor. Hazine ve Maliye Bakanı her fırsatta programın başarıyla
ilerlediğini söylüyor. İktidar sözcüleri enflasyonun düşeceğini, yatırımın
artacağını, ekonominin rayına oturduğunu anlatıyor.
Peki o hâlde millet neden hâlâ
geçinemiyor?
Neden emekli maaşı ayın ilk
haftasında eriyor?
Neden gençler diplomalarını
bavullarına koyup yurt dışına gitmenin hesabını yapıyor?
Neden çiftçi tarlasını, esnaf
dükkânını, sanayici ise yatırım planını küçültüyor?
Çünkü ekonomi televizyon
ekranlarında değil, pazar filesinden okunur.
Ve o file her geçen gün biraz daha
boşalıyor.
Bugün
Türkiye'nin en büyük sorunu yalnızca enflasyon değildir. Asıl sorun, borçla çevrilen bir ekonomik
düzenin normalmiş gibi sunulmasıdır.
Devlet borçlanıyor.
Şirketler borçlanıyor.
Vatandaş kredi kartıyla yaşamaya
çalışıyor.
Esnaf krediyi krediyle kapatıyor.
Bu
bir kalkınma modeli değil; borç sarmalıdır.
Borç,
üretim için alınırsa geleceğe yatırımdır.
Ama eski borcu ödemek için yeni borç
alınıyorsa, orada ekonomik başarıdan değil, zaman kazanmaya çalışan bir
sistemden söz edilir. Bugün uygulanan ekonomi politikası yüksek faiz üzerine
kuruludur. Yüksek faiz yabancı sermayeyi kısa süreliğine çekebilir. Ama aynı faiz; Türk sanayicisinin sırtına
yük, üreticinin ayağına pranga olur.
Üretim
yavaşlar. Yatırım azalır. İstihdam geriler.
Sonra da büyüme rakamlarıyla başarı
hikâyeleri yazılır.
Kusura
bakmayın...
Borç büyüyorsa, ekonomi büyümüyor
demektir. Çünkü gerçek zenginlik krediyle değil, üretimle oluşur. Gerçek refah
ithalatla değil, ihracatla büyür.
Gerçek güç döviz rezervlerinde
değil, fabrikaların bacasında, tarlaların bereketinde ve milletin alım gücünde
saklıdır. Bugün milyonlarca vatandaşın en büyük geliri maaşı değil, kredi limitidir.
Bu tablo övünülecek değil, üzerinde
düşünülmesi gereken bir tablodur. Ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir.
Ekonomi
vicdandır.
Çünkü yanlış ekonomi politikalarının
bedelini grafikler değil, insanlar öder.
Bir
çocuk beslenemiyorsa...
Bir
genç hayal kuramıyorsa...
Bir
emekli ilacını hesaplayarak alıyorsa...
Orada
başarı hikâyesi anlatılmaz.
Bugün iktidarın önünde iki yol
vardır.
Ya üretimi esas alan, tarımı,
sanayiyi ve hukuka güveni güçlendiren gerçek reformlar yapılacaktır...
Ya da borçla günü kurtaran
politikalar devam edecek ve fatura yine millete çıkacaktır.
Tarih
bize şunu öğretmiştir:
Hiçbir devlet sürekli borçlanarak
zenginleşememiştir.
Hiçbir ekonomi faizle
kalkınamamıştır.
Hiçbir millet de üretmeden refaha
ulaşamamıştır.
Asıl soru artık şudur:
Türkiye
ekonomisi gerçekten iyileşiyor mu; yoksa sadece daha büyük bir ekonomik hesap
gününe mi erteliyor? Çünkü gerçekler, eninde sonunda propaganda duvarını yıkar.
Ve ekonomi...
Sandıktan
önce de sonra da...
Daima son
sözü söyler.
ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
YORUM YAP