avatar

Şükrü Portakal YAZAR

ÖZLEM DUYULAN YILLAR

Şükrü Portakal

2026-09-08

Sevgili dostlar bugün geçmişe, özlem duyduğumuz o yıllara bir yolculuk yapalım mı ?          

Gözlerimi kapatıyorum; 2026’nın o her saniyeyi bir koşturmacaya, her duyguyu bir ekrana sıkıştıran hız çağından sıyrılıp, zamanın daha yavaş, kalplerin daha geniş aktığı bir rüyanın içine düşüyorum. Attığım her adımda asfaltın yerini Arnavut kaldırımları alıyor, kulağıma çalınan korna sesleri yerini mahalle bakkalının önündeki tahta sandalyelerin gıcırtısına ve çocukların neşeli çığlıklarına bırakıyor. 1980’lerin o sıcacık, sarmalayan mahalle kültürünün tam ortasındayım şimdi. Teknolojinin henüz aramıza bir duvar gibi örülmediği, insanın insana sadece gözleriyle ve kalbiyle dokunduğu o benzersiz demlerdeyiz.

​Burada hayat, birbirine sımsıkı kenetlenmiş bir büyük aile gibi akıyor. Akşamüstü bir evin mutfağından yükselen kızartma kokusu, "Komşunun da canı çeker" ince düşüncesiyle hemen bir tabağa bölünüp yan eve taşınıyor. Kapıların kilitlenmediği, anahtarların paspas altlarına güvenle bırakıldığı o günlerde, komşuluk sadece duvarların yan yana olması demek değil; kaderin, neşenin ve kederin ortaklığı anlamına geliyor. Bir evde ocak tütmüyorsa diğeri hemen fark ediyor, birinin derdi varsa tüm mahalle o derdin yükünü omuzluyor. Kışlık tarhanalar, salçalar imece usulüyle, kahkahalar eşliğinde kaynatılıyor; düğünde de cenazede de eller birbirini hiç bırakmıyor. Paranın pulun değil, hatırın ve sadakatin hüküm sürdüğü bu rüyada, bakkal amca sadece ekmek aldığın bir esnaf değil; mahallenin sırdaşı, çocukların kollayıcısı oluyor. Akşamları televizyondaki tek kanallı o sihirli kutunun karşısına tüm mahalle tek bir odada toplanıyor, gazozlar açılıyor, çaylar demleniyor, oraletler içiliyor ve minderler paylaşılıyor ve paylaşıldıkça her şey daha da güzelleşiyor.

​2026 yılından bakıp bu rüyaya daldığımda içimi kaplayan o tatlı sızı, aslında insanlığın en saf, en samimi halini ne kadar özlediğimizin bir kanıtı gibi. Sokaklarında çocukların özgürce koşturduğu, menfaatsiz yardımlaşmanın hayatın ritmi olduğu o 80'ler mahallesi, meğer insanlığın gelmiş olduğu en huzurlu, en yüksek zirveymiş. Bugün cebimizde taşıdığımız o koca dünyalara, bizi birbirimize bağlayan gelişmiş ağlara rağmen o günkü tek bir sıcak selamın, o içten "Nasılsın komşu?" sorusunun yarattığı mutluluğu ikame edemiyoruz. Bu rüyadan uyanırken, 80’lerin o sıcacık mahalle ruhunu, komşunun komşuya sığındığı o eşsiz güveni ve insan olmanın o en güzel yalınlığını, 2026’nın soğuk modernliğine bir parça da olsa taşıyabilmeyi diliyorum.



ETİKETLER: konya, postası, gazete, dergi

Şükrü Portakal

Şükrü Portakal YAZAR